Koca Taçlı Adam
Başında altından bir taç vardı. Tacın üzerinde yakutlar, zümrütler, safirler kakılmıştı. Kenarları asma yapraklarını andırıyordu, kıvrılıyor, bükülüyor, tacın etrafını tavaf ediyordu. Kıymetli taşlar ve ağır altın kaplamayla boyun kaslarına öyle bası yapıyordu ki tarife kelimeler yetmezdi. Nasıl yetecekti ki? Tacın üstünde “Onların Tek ve Gerçek Kralı” yazıyordu. Onlar’ın yükü adamın kafasının üstündeydi. Onlar’ın sevapları ve günahları, yaşanan her mutlu ve efkarlı an, doğan her bebek ve öldürülen her çocuğun ruhu onun kafasının üstündeki bu servetin içinden geçiyordu. Bunu görebiliyordum. Durduğum yerden, bulutların üstünden ve yerin altından tüm bu altından sürüncemeyi seyredebiliyordum. Adam tepelerde duruyordu. Daha doğrusu tepeleri aşmış, yaban otları ve cılız çalılarla kaplı kısır toprağın üstünde yürüyordu. Ona göre kısır tabii, insanlar hasat vermeyen toprağı kısır sayardı lakin hiçbir toprak kısır değildi; her türünde türlü yaşamlara ya da ölümlere...