Kralları Öldürün
Ağabeylerimin henüz bana çok kızgın olmadıkları, haylazlıklarımı kendi aralarında oflaya poflaya dillendirip de babamız işitmesin diye seslerini kısık tuttukları zamanlarda sık sık aşağı iner; aşağının ev sahipleri ile vakit geçirirdim. Orada pek çok şey oluyor, her köşeden bir ses geliyor, her ağacın her dalında farklı bir kuş şakıyor, her yürekte bir ismin ve cismin hülyaları anılıyordu Orada olmak güzeldi. Yukarıdaki gibi çatık kaşlar, sert omuzlar ve gergin sırt kaslarıyla gezmenize gerek kalmazdı. Temmuz’un sonları, Ağustos’un başlarıydı sanırım; tam da hatırlamıyorum. Bana her zaman Temmuz’muş gibi gelir, ayların en güzelidir. Tarlalar zümrütten altına döner. Gökyüzünde Güneş ne de parlaktır! Tenini tuz alsa da dağlar çiçek kokar. Arılar etrafta onları kovalar. Temmuz gibisi yoktur. Bir gün onlardan biri olursam şayet Temmuz’da doğmak isterim. Bu doğru bir karar mı olur, emin değilim zira Temmuz’da doğmayanlardan daha yüreği olan birini görmedim. ...