Kayıtlar

Eylül, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hepinize Bir Yergi

  Bazen kendinle konuşmak istersin. Kendinin bir parçasıyla, suretiyle. Öyle çoktur ki onlardan, öyle çoktur ki tezahürün. Gençken, çocukken tanrıların avatarları şaşırtıcı gelirdi ki yeterince büyüyünce öğrenirsin, fark edersin: Sadece tanrıların değil, senin de pek çok avatarın vardır. Şanslıysan avatarlarından çoğu yüzüne gelip yerleşebilirler. Şanssızsan en sevmediğin, en ırak avatarın yapar bunu hep. İnsanlar anlamazlar. Gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, işitmezler.      Bir taşın ortasına oturmuş, insanlardan uzakta, tekçe bir ağacın nöbetini tuttuğu bir kıraç tarlada, iki parmak arasında tütüp duran bir sigaranın refakatinde düşünürüm. Günışığının içine sızdığı bir fıçı, çölün üstünde yükselen bir dağın tepesindeki mağara ya da koca bir tapınağın ortasındaki havadar bir oda… Kimileri hep kaçtılar, bunaldılar zira. Nefes alamadılar. Ben de alamıyorum. Hani bazen, ortada bir sebep yokken daha doğrusu evvelinde yüzlerce kere yüzleştiğim sebeplerle he...

Dandik Bir Gül Dalı

  Yeni başlayan günü hangisine göre ölçeriz? Surya’ya göre mi Çandra’ya göre mi? Helios’un tekerlekleri alev alev yanan arabasına bakarak mı anlayacağız, Selene’nin soluk ışığı parlayan gümüş arabasına bakarak mı? Günün gece yarısı başlaması ve yine gece yarısı bitmesi bana hep saçma gelmiştir. Göğün yüzüne yerleştirilmiş iki ulu fener ve sayısız buseye saygısızlık gibi gelir bana hep. Hele de şehir ışıkları, tam bir küfürdür! Göğün yüzüne kondurulmuş ufak buseler, minik elmas zerreleri artık görünmez olmuştur onlar yüzünden.      On iki saat ve hatta daha da sonrasında cıvıl cıvıl olan sokaklar şimdi tek tek insan barındırıyor. Onlar da çoğunlukla şehvet ya da alkolle sarhoş olmuş avaneler. Bazılarının damarlarında dolaşan tek istilacı hormonlar, alkol ve nikotin de değil üstelik. Etlerine baktığımda gözlerim hemen seçiyor. Günahın işaretlediği bedenler seçilebilir. Diğerleri tarafından bilinçli olarak değil, onlar ateşe çekilen sinekler misali çekilirler. Olağand...

Tatsız Bir Manzara

  Gece yarısını biraz geçmiş olmalıydı. Çok değil; belki bir saat, belki o kadar da değil. Gece göğü kızılımsıydı, bulutluydu. Yıldızlar genellikle sarı denebilecek renklerdeydiler. Ay görünmüyordu, parça parça göğü işgal etmiş bulutların arkasında bir yerlerde kaybolmuştu. Onun geldiği yerde aysız geceler uğursuz sayılırdı. Kaldı ki onun geldiği yerde o kadar çok ay vardı ki… Gümüş, yeşil, sarı, pembe… türlü renklerde ve büyüklüklerde aylar göğün yüzünde bezeliydi. Buradaki Ay gümüşümsü bir renkteydi ama ışıltısı zayıftı. Suları bükebilmek ve geceleri kervanlara yol gösterebilmekten ibaret yetenekleri vardı. Genç adamın gözleri ona baktı mı Ay’ın iççisinin yani ruhunun kederini görebiliyordu. Ay’ın bir maskesi yoktu. Yeryüzündeki insanların aksine. Bu dünyada insanlar maskelerle geziyordu. Ancak bilmedikleri bir şey vardı: Genç adam maskelerin arkasını görebiliyordu. Onun geldiği yerde maskeler takılmazdı çünkü. Bu berbat yerde pek çok zaman geçirmiş olabilirdi ancak yine de onu...