Kayıtlar

Şubat, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

21. Yüzyıl İçin 21 Ders -Yuval Noah Harari

  Yuval Noah Harari’yi 2011 yılında yayımlanan meşhur kitabı “Sapiens” ile tanıdık. Kitap “Hayvanlardan Tanrılara” gibi oldukça iddialı ve dikkat çeken bir başlığa sahipti. Başlığının da hakkını veren bir içeriği vardı. İnsanın Afrika savanlarında ortaya çıkışından koca bir dünya üzerinde hak iddia edişine, bu iddianın da ötesine geçerek dünyayı ele geçirişinden bununla da yetinmeyi dünyayı kendi arzusuna göre nasıl şekillendirdiğine uzanan nefes kesici serüveni; akıcı ve bir o kadar merak uyandıran biçemiyle mükemmel şekilde bizlere aktarmıştı. Harari, kitabının sonunda insan denilen hayvanın geleceğini tanrılık olarak görüyor; bu ironik ve yerinde tespitini birkaç sayfa ile özetliyordu. İşte bu tespit ve özet, yazarın “Sapiens” kadar ses getiren ikinci kitabı “Homo Deus”ta kendine epey yer bulacak, bu yeni kitabın konusunu oluşturacaktı.      “Homo Deus”u okurken “Sapiens”i okurkenki kadar keyif almadığımı bugün bile anımsıyorum. 2015 yılında yayımlanan “Homo Deu...

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört -George Orwell

            Telefonumdaki notları kontrol ettim az önce. Eylül ayından bu yana kitap okumuyormuşum. İş ve öğrenim hayatımdaki yoğunluk ve aptalca bazı hususlara kafa yormak derken önemli etkinlik ve alışkanlıklarımdan ırak kaldığımı görmek küçük bir anımsatma etkisi görmenin ötesinde minik bir mola vermeye de yaradı.             Bu ay George Orwell’ın “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” adlı romanını okudum. Siyasî edebiyat diye bir yazın dalı var mı bilmiyorum lakin bu romana verebileceğim ilk kategori bu olurdu. Zaten kült haline gelmiş bu yapıt hükümetlerdeki iktidar sevisinin yükselmeye başladığı ve muhalif rüzgarların usul ancak yoğunca esmekte olduğu şu günlerde epey popülarite kazandı.             “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” dünyanın Okyanusya, Uzak Asya ve Avrasya olarak adlandırılan üç süper güç arasında bölündüğü alternatif bir gele...

Salgınla Mücadele

Hayatta kalma becerilerimizden önemlisi kuşkusuz ki uyum gösterme yeteneğimiz. İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran, evriminde bu kadar başarılı yapan sayısız kazanımdan en mühimi. Bir ortama, koşul ya da koşullara terk edildiğimizde hemen duyusal girdi tufanına maruz kalıyor, alıcılarımızın en açık haliyle etrafımızı algılayıp yorumluyor, doğru ya da yanlış yorumlarla etrafımızı ve çok az oranda da kendimizi bu yeni çevreye göre değiştirmeye başlıyoruz. Bu süreci en verimli ve hızlı geçiren, ayakları üstünde kalıyor. Bu süreci atlatamayanın ise zemin, ayaklarının altından kayıveriyor.             Alışmak da bu uyum gösterme sürecinin en önemli parçası hatta parça olmaktan öte; gövdesi, merkezi. Hayatımızın yeni parçalarına alıştığımızda uyum göstermeye başlıyoruz, genellikle döngü bu şekilde ilerliyor. Fakat bazen bazı şeylere fazla alıştığımızı ya da gereğinden fazla olağanlaştırdığımızı düşünüyorum. “Yeni normal” diye bir kav...