Hasat Vakti
Bu dünya ölüyor. Bunu ilk ne zaman fark ettiğimi hatırlamıyorum. Belki kırk gün yağmur yağdığında, belki bir baba ilk oğlunun gırtlağına bıçağını dayadığında, belki ilk aşık ikinci aşığına göz koyduğunda; belki hepsinden daha önce ya da sonra. Ama emin olduğum, zihnime kazınmış bir şey var ki bu dünya ölüyor. Ruhu olmayan her bedenin yazgısı gibi ya da ruhunu artık taşıyamayan her bedenin. Fakat burada durum biraz daha özge. Bu dünyanın ruhu var, hem de çokça parlak, safça bir ruh. Lakin ruhları yok. Üzerinde yaşayan parazitlerin, üzerinde yaşayan haşeratın emip tükettiği canından geriye pek bir nen kalmamış. Dirseklerinin feri, gözlerinin rengi solmuş. Uyuşmuş ve hissizleşmiş halde. Yaprakları artık güz güneşi altında hışırdamıyor, kuşlarının yuvalarından insanların avuçlarına tüyler düşmüyor, ırmakların çevresinde ve kıyısında ince dudaklı laleler yetmiyor, yağmur sonrası petrikor yeryüzünü doldurmuyor… Ah evet, yağmur sonrası yüks...