İkimizin Evi
Paltosunun yakalarını kaldırdı. Emektar gözler ve parmakların ucunda ilmeklenmişlerin yerini almış, laboratuvarlarda yaratılıp fabrikalarda basılmış yapay ve dandik dokunun boğazını sarmasına, boynunu soğuktan korumasına izin verdi. Bir alışkanlıktı bu. Arzu duyduğu br güzellik değil, kendini sevdiği için değil, soğuktan nefret ettiği için de değil. Sadece bir refleks olduğu için. Kimileri hayatı böyle yaşar. Siyah değil, beyaz değil; gri. Grinin birkaç yüz tonu ya da tek, fark etmez. İki kutbun ortasında hakikat başlar. Ve orada sonsuz olasılık vardır. Yine de her biri birbirine eştir, değeri tektir çünkü pahası yoktur. Ne kadar verirsen ver, ne kadar basarsan bas; onu satın alamazsın. Ederi olan şeyin pahası bulunmaz, paha biçilen şeyin ederi yoktur. O da böyle yaşıyordu işte. Bir Rus romanı gibi, paltosundan ve erkekliğinden gayrı bir şeyi yoktu. Gerçekten yoktu, hele de artık. Havayı hafif hafif yanık kokusu doldururken bunu düşündü. Aslında henüz kokuyu alabildiğinden em...