Işıkgetiren
Küçük çocuk onu gördüğünde genç adam devasa bir falezin tepesinde oturmuş karşısında uzanan engin okyanusu seyrediyordu. Bu okyanus başkaydı, dalgaları büklüm büklüm bükülüyor, dairesel hatlar çiziyor, olağan dalgalara aykırı gelecek her şekilde hareket ediyordu. Eee, neticede burada olağan böyleydi. Zira küçük çocuk diğer, aşağıdaki okyanusları, denizleri görmemişti. Ona farklı gelmese de aynısı genç adam için söylenemezdi. Genç adamın arkasından görünen en bariz yanı devasa kanatlarıydı. Katlanmış olmalarına rağmen soluk sarı renkte bir parıltı yayıyorlardı. Daha doğrusu parıltı “yayılıyor” gibi görünmüyordu. Aksine, aynı tonda ve şiddette bir ışıkla devamlı parıldıyor, yanıyordu. Rengi çürük yumurta gibi, ölgün bir sarıydı. Altının alay edilmiş, hakir görülmüş bir formu. Çocuk Güneş denilen topu hiç görmemişti neticede, görseydi bunun epey bozulmuş ve kirletilmiş bir Güneş rengi gibi olduğunu anlardı. Yine de çocuk bu kanatlara ağzı açık kalarak baktı. Ka...