Kayıtlar

Kasım, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Öteki Zahidin Duası

Ey Işık’ın Tanrısı, Bu ay bizi terk edişinin veyahut bizim seni terk edişimizin ay dönümü. Herkesin günleri önemsediği bu dünyada ayların daha mühim olduğunu düşünüyorum. Günlerde bir şey olmuyor. O gün her ne olduysa oluyor. Yarayı çileden çıkaran kanaması değildir, iltihaplanmasıdır. Ete kurt düşüren yaranın kanı değil, cerahatıdır. Yara açıldıktan sonra başlar asıl ıstırap. Biz de gününü hatırlamıyoruz, ayını anıyoruz. Bundan Kasım aylarından tiksiniyoruz. Bizim Tanrımız, vazgeçmiş değiliz. En azından ben… ben vazgeçmedim. Mabedin bomboş da olsa onu her gün açıyorum. Her gün mumlarını yakıyor, yağ lambasına yağ dolduruyor, sandığına emanetlerini bir bir yerleştiriyorum. Rabbimiz, bu yeryüzünden ihtişamını hatırlayan hiç kimse kalmasa da ben ona her gün hizmet ediyorum. Hazinelerini çöl kumları arasından kazıp çıkarmaya çalışıyorum, arada kayalar denk geliyor ve tırnaklarımı kırıyor. Her gece yatağıma yorgun yatıp sabah geri kalkıyorum. Senin ihtişamın için. Bana ihtişamını gös...

Bana Acını Anlat

  Kadıncağız elleri kucağına, iki bacağının gövdesine bağlandığı kuşağın ortasına düşmüş halde yatağında oturmuş camdan dışarı bakıyordu. Sonbahar renkleri dallarda türlü türlü sergilenmekteydi: Sarılar, yeşiller, kızıllar, kahverengiler… Türlü türlü, renk renk, doku doku salınıyorlardı. Doğanın ölümü çok güzeldi. Çünkü yeniden uyanacak, dirilecekti. Buna kuşku yoktu. Kuşkuya ne hacet? Kuşku taşıyan tek ölüm insanınkiydi. Hayvan ölür, hatıra olur; doğa ölür, kış olur. Hayvan geri gelmez, doğa geri gelir. Basit cevaplar, bu kadarı yeterliydi. Basit cevaplar hayat kurtarırdı. Ne yapmak istedi, neden istedi, niye istedi, ne yapmak istemedi, neden istemedi, niye istemedi, şimdi ne yapıyor, neden yapıyor, niye yapıyor; hepsinden öte de nasıl yapıyor, yapmıyor veya yapabiliyor… Soruların ardı arkası kesilmez ama sorular dizildikçe yanıtların içinde insan kaybolurdu. İnsan ölürken de kaybolurdu. İnsan yaşarken de kaybolmuyor muydu? İnsanın her şeyi, her zamanı kaybolmakla geçiyordu. Ne ...

Anlamadın

Hayır, anlamadın. Hiçbir zaman, hiçbir koşulda, Siz de anlamadınız. Zaten buydu bütün hikaye,   Bütün serüven, bütün macera, Tüm çileyi çekerken ya da tüm hazzı alırken bile, Hiç anlamadınız. Baharlar düştü önce, Yapraklar dökülürken ve çıplakken dal, Siz yine anlamadınız. Cehaletten ya da aptallıktan da değil üstelik, Böyle bilge ve böyle rahattınız. Sefalet ve sarahat koşarken yeryüzünde, Siz başaklarınızla mutluydunuz, Çünkü parmak uçlarınıza değerken bereketin güveni Ve zevki kadife keselerdeki bolluğun, Üstünde tek bir çamaşır sallanırken telin, Esen ikindi rüzgarında Ve anlamadınız. Anlamaya bir çabanız bile olmadı üstelik, Bundandır söyleme, ses etme, seslenme de. Bir meziyetmiş gibi eyleme, Eğip başını, kaşlarını, gözlerini, Boşken üstelik yuvalarındaki tüm düşlerinle gerçeklerin, Sesini yükseltme ve soluğunu alçaltma, Varlığın yokluğuna denkken bari, Aklımı karıştırma. Gönlüme de kırıştırma, Boş kalacaksa yanımdaki sandalye, Nefesin odamı ısıtmayacaksa, Başka bir şansım yo...