Kasım'ın 24'ü

    Bu blog neredeyse sekiz yıldır açık. Sekiz yıl boyunca buraya pek çok şey yazdım, pek çok satır karaladım. Çocukluk diyebileceğim yıllarımın hisleri, düşünce ve deneyimleri bu satırlarda. Acılar, heyecanlar, çoğunlukla da sanrılar... Fakat bu bloğu hiçbir zaman güncel tutamadığımı itiraf etmeliyim. Geri dönüşlerim oldu, bıraktım. Mükemmel bir esine kavuştuğum zamanlar oldu lakin sürdürmedim. Düzenli olarak yazsa idim bu sekiz yılda neler olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Fakat bir önemi yok. Hayatın ne kadar akışkan ve dinamik olduğunu unutuyoruz. Bırak sekiz yılı, sekiz dakikada nelerin değişebileceğini genellikle görmezden geliyoruz. Zamanın doğrusal ve ilerici yönlülüğüne kanmamıza sebep olan o gizemli ve devasa illüzyon bizi içerisine kapıp götürüyor. Saniyelerin, dakikaların, saatlerin, günlerin, ayların, dahası yılların farkında olmuyoruz. Soğuk ve uysal bir akarsuya düşmüş yapraklar misaliyiz. Dalımızdan, gövdemizden, köklerimizden çok uzaklara sürükleniyor, savruluyoruz. Süzülüyoruz. Sakin ve huzurlu bir yolculuk bu. Karşı koyamayız. Koymamız da gerekmez. İnsanoğlunun mükemmel lütfuna sahibiz, uyum gösteririz. Olmamış gibi devam ederiz. Buna sarılmalıyız.

    Bloğuma dönmek gibi bir düşüncem yoktu. Açıkçası tesadüfen buldum burayı. Bulmuşken devam etmeyi düşünüyorum. Ne kadar düzenli gidebilirim bilmiyorum. Zira hiç olmadığı kadar yoğun bir temponun içerisindeyim. Lakin insanın anlaşılma umudu ve yazma dürtüsünün ortaya koyduğu eğilimin bu bloğu diri tutacağını umut ediyorum.

    Bu blokta yapmak istediğim pek çok şey var: Duygudurum ve düşüncelerimi aktarmak. Bazen günlük olaylara, bazen kendi kendime, bazen var olmayan dünyalara. Ayrıca popüler kültürde denk geldiğim bazı yapımlarla ilgili yorumlarımı da paylaşmak istiyorum. Kitaplar, diziler, oyunlar, filmler, afişler, radyo yayınları... Bize bir hikaye, bir yaşam tadı sunan bazı şeyler. 

    Ne kadarı hayata döner veya yerini bulur bilmiyorum. Bileğim de yok. Bazen sadece gözlemlemek gerekir. Bazen hatta çoğunlukla asıl ihtiyacımız olan yabancı dünyaları, insanları, duyguları değil; kendimizi, kendi dünyamızı gözlemlememiz gerekir. Bunu gerçekleştiriyor muyuz, gerçekleştirecek miyiz? Orası meçhul.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kesik Kelam

Öteki Zahidin Duası

Var Olmayan Yer