Kör Gözlerin Arasından

  Seni anlıyor olduğumu söylemek istedim. Sadece bunu, seni anlıyor olduğumu. Çektirdiğin onca ıstırabı, esirgediğin onca mutluluğu, kıydığın onca güzel hatırayı… Ey Sevgili, seni affettiğimi söylemek istedim. Bunu yapmaya hakkın var mı, diyecekler öbürleri. Seni tanımayanlar, beni bilmeyenler; seni bir kaşığın ucu kadar tatmış, benim bir omzuma vurmamış olanlar ne anlayacak seni, beni, bizi? Kendini bilmeyen seni mi bilecek, benim göğsümdeki çizikten akan taptaze, kıpkızıl şarapı görmekten aciz kör göz senin güzelliğini ve benim dermanımı nereden bilecek? Sanıyorlar ki anlamadık, sanıyorlar ki aklımız kesmiyor, sanıyorlar ki manzara bizim gördüğümüz gibi değil. Müziğin sesini işitmeyenler, dans edenleri deli sanıyor. Neyin sesini hiç duymamış olanlar dönenin kolları neye kalkıyor anlamıyor. Sır dönenin kollarında, eteklerinde de değil üstelik; postun üstündekine baksın gözleri. Sonra sansınlar ki postun karşısında hasreti, halbuki yok. Arka odada neyin nefesine gözünden yaşlar dökeni onlar bilmezler, anlamazlar Sevgili.

    Ayan beyan karşında duranı idrak edememek nasıl bir akıl bağlanmasıdır diye düşünürdüm hep. Anladım ki düşünmekle başladı zaten ama aklınla değil, önce kalbinle. Akıl kalbi çekmez, his düşünceden önce gelir. Bilmezler, Sevgili. Bundan istedim zaten kaçıp gitmemeni. Söyledim sana, yalvardım, izah ettim! Yapma, etme dedim. Dinlemedin. “Ben tanınmak istiyorum,” dedin, “Ben bir hazineyim.” Onlar hazinelere kıyarlar Ey Sevgili. Onlar altını çamura, Güneş’i balçığa katarlar. Sazını çalamazlar, sözünü diyemezler dedim. Dinlemedin. Bana çektireceğin ıstırap her şeye değerdi çünkü, daha büyük bir şey yoktu ve senden başka bir şey yoktu. Olsun istedin. Olmadı ama. Ben de yoktum. Hiç de olmadım. Ne ben seni yeterince sevebildim ne de sen beni. Sen en çok, her şeyden ve herkesten çok kendini sevdin. Bundandır nimetlerini dağıtmak istedin. Işığın parlasın istedin. Ben de böyle miydim, ben de senle aynı şeyi istedim. Sen ne kadar suçluysan ben de o kadar suçluyum Sevgili. Ama benim vicdanım bir şundan rahattır ki benim suçum seninkiyle başladı. İlk sen güzelliğini herkes görsün istedin. Ben sana uydum, uydum da sevdim ve sevdiğim kadar nefret ettim. Ama kızamazsın bana, kızmazsın da bilirim ya ben yine de demiş olayım. Ama bilirim ki senden öğrendim ki nefret diye bir şey yoktur. Sevginin geri dönmemesi vardır. Mutluluk diye de bir şey yoktur, sevginin geri dönmesi vardır. Sevgiden başka duygu yoktur, diyeceğim de kendimle çelişmekten korkarım. Hayatım boyunca bundan korktum. Diğerlerinin aksine benim sözümün ederi vardır, tıpkı seninki gibi. Her neyse, ondandır ya sevgin geri döner ya da dönmez. Ya haz alırsın ya da ıstırap çekersin. Gayrısı yoktur ki senin sıkışıp kaldığın yerde çektiğin o ıstırabın sebebi de odur. Güzelliğinden, azametinden ve zerafetinden sandılar ki sen acı çekmezsin. Senin acını ben gördüm diye beni sevmedin mi bundandır benden kaçıp gitmedin mi? Halbuki hazzını gören değildir gören göze selam eylesin, ıstırabını gören gözü sevmeli. Çiçeğini koparan ele daha da ihsan etmenin faydası var mı, yaralarında gezinen dudakları kutsamak varken? Ama anlamazsın, evet evet sen, bana çatık kaşlarıyla bakan ve ikide bir sırtını dönen sen; senin kendine olan sevginin eseri ve kurbanı olan o yılanları bilmezsin. Bilmediğinden değil mi bilmek ve bilinmek istedin de bunca derdi başımıza açtın? Halbuki dedim sana: Yılan karnı üstünde yerde sürünüyor, ne yerse yesin ağzında toprak tadı var.

    Ama sen toprağı seversin. Bundandır suya hasretsin. Yine çenem açıldı, afedersin. Kısa kesip teraneyi sana şunu demek istedim ki seni affettim. Seni anladım ve seni affettim Sevgili. Kimsesizliğini, çaresizliğini, oturduğun yerin boşluğunu ve loşluğunu ve hoşluğunu. Üçüne de mecbur, üçüne de kurban olduğunu. Güzelsin diye, oradasın diye, sen varsın diye kurban olmazsın sandılar. Ama ben öğrendim: Her ak bir sonrakinin karası ve her kara bir sonrakinin akı ve her ikisi birbiri etrafında dans ederken davulun sesi öyle sert vurur ki bir yerden sonra görünmez arkası. Akla kara birbiri içinde erir ta ki kafir el uzanıp kırana kadar sopasını. Benim gönüldaşıma da öyle olmadı mı?

    Sana duyduğum öfke geçti, geçer sanma. Eline muhtaç ettiğin şu canın sana, senden duyduğu nâr söner mi sandın? Herkese dağıttığın keramet bize gelince sandukalar dolusu olacaksa bundan hicap duymayayım da ne çıkarayım Sevgili? Yüzünü nazla gösteren sen, seni görmeden seven ben çünkü bana dediler ki canı bizim canımızdır, teni bizim tenimizdir. Doğru dediler elbet, hakikat söylediler.

    Sen şimdi uzaklarda, çok uzaklarda; altı kat var aramızda. Ben burada senden olanca uzakta, ne bir başka diyeceğim var ne de bir duyacağım. Sana diyecek tek sözüm ilkiydi ve sonuncusu: Seni anladım ve bağışladım. Her gün yaşanacak bu, her dakika. Yüzün benden boşa mı uzakta?

Yorumlar

  1. ...Her ak bir sonrakinin karası... Mükemmel bir tasvir

    YanıtlaSil
  2. İlâhi aşk, yine harika teşekkürler Alp 🌼🤍🙏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kesik Kelam

Öteki Zahidin Duası

Var Olmayan Yer