Yola Dair
Beğensen de beğenmesen de herkes kendi yolunda yürüyor. Kimi bir sokakta, kimi bir patikada, kimi bir yokuşta, kimi iki rayın arasında, kimiyse debeleniyor karların ortasında. Tozun toprağın üstünde sürükleneni, çamurların içinde kulaç çekeni saymıyorum bile. Dünyanın üstü, uzayın altı, her yer ve her köşe bu yollarla dolu. Yollar bir yerlerde kesişiyor, bir yerlerde çakışıyor, bir yerlerde koşut. Mühim olan da bunu sürdürmek aslında, koşutsa koşutluğu sağlamak. Zira iki yol koşut oldu mu daha kalındır, yoldan çıkması zordur. Lakin bunu görmek her göze nasip olmaz. Her göze yolunu görmek nasip olmaz, sıkıntı buradan mı doğar? Yol öylece ilerler, yoldan bihaber yolcu üstünde seyreder. Tüm bu kesişmeler, çakışmalar, koşutlaşmalar öylesine, alelade oluyormuş gibi; her an her saniye bu yaşanıyormuş gibi. Halbuki öyle zordur ki iki ruhun birbirine denk gelmesi hele de et giysileri içinde böylesi tanınmazken. Yolcunun umrunda olmaz. Yol insan doludur çünkü, oradan bakınca öyle görünür. Halbuki kervan dolu yollar mazide kalmıştır. Sen artık, bir zamanların kral yollarında biten bir otun altındaki solucan yuvasından daha ıssızlıktasın; farkında değilsin.
Yol ister yerde olsun, ister gökte, ister havada; öylesine koşmaya başladı insanlar. Halbuki şimdiye uçmaya geçeceklerdi, nafile. Öylesi arşınlarlar, olabildiğince az şey konuşmak ve işitmek için yollarını diğer yollarla bağlarlar. Arada bir kesişmiş hayatlar, öylesine denk gelmiş anlar, anlık hazlar ve ıstıraplar… Bir masanın iki ucunda kainatın köşeleri katlansa da iki el, sıkışıp akıbete ve hakikate dair anlaşsa da yol bu masadan çıkar; iki kadehin tokuşturulduğu ve tozla toprağa bulandığı masalar dururken orada ne yapsın?
Yolu dizen nedir dersin? Taşlar mı? Sanmam; insan yürümeyi bildi mi suda da yürür, suda yürüyen bacakları çarmıhlara da gerilir. Adımlar mı? Sanmam; insan uçmayı bildi mi kanatları kabarır, güneşte yanıp yükseldiği yerlere çakılır. Gidilen ve dönülen nokta mı? Sanmam zira ikisi birdir. İnsan gittiği yere döner ve döndüğü yere gider, iki ayrı nokta hiçbir zaman var olmadı. Öyleyse nedir yolu dizen? Sözcükler ve onların dizdiği sözlerdir. İnsan-ı Kâmil’in erdemi, Adom Kadmon’un fazileti sözleri, eylemi ve edimi bir olandır. Olmuş olandır. İnsanın pahası sözünün ederidir. İnsan sözünden ibarettir. Tıpkı ağacın tüm dallarının onun sözlerinden, köklerinden ibaret olması gibi. Tıpkı onun tacında parlayan ilk ışığın dudaklarından kaseye dökülen ilk fısıltısında olduğu gibi. Herkes, her şey, ikisi arasındaki her bir zerre onun sözlerinden ibarettir. İnsanın da her şeyi sözleridir. Sözünün ederidir. Günahıydı, sevabıydı diye seni kandırdılar; hüzünle duy isterim-kızma zira başka yolu yok duymanın. Neşedeki duyamaz, öfkedeki göremez. Hüzündeki de tat almaz ama işitebilir hâlâ. O da çaresizlikten.
Günahıydı sevabıydı, seni kandırdılar. Sadece var ve yok, sadece alan ve veren, sadece ışık ve kap. Sadece ederi ve sözün var. Onun kadarsın, onunla varsın. Yolunu dizen şey de budur. Ne ötesi var ne berisi. Yol başlamadı, başlamadığından asla bitmeyecek. Ve sen, gözleri mahmur bakan dostum, görmemeyi sürdüreceksin. “Yılan karnı üstü sürünür," dedi, “bundandır ağzında toz tadı var.” Yolu kendi karnıdır. Bundandır nereye giderse gitsin, kaç fersah geçerse geçsin fark etmez; yolu değişmez. Bundandır hangi daldan dererse dersin, kaç meyve yerse yesin; ağzında hep toz tadı var.
Ben izlerken insanlar önce ayaklarını gördü. Sonra üstüne bastı. Sonra emekledi. Sonra kalktı. Sonra yürüdü. Sonra koştu. Hayranlıkla izledim onları. Ellerim çenemde, dirseklerim dizimde, dudaklarım tebessümde ve gözlerim hayallerde izledim onları. Ben izlerken insanlar düştü. Ben niçin düştüm, diye sorarlar sanıyordum. Onlarsa sürünmeye başladı. Sürüdükçe dizleri kavladı, tırnakları kalktı. Yara bere ve enfeksiyon ve irin içinde kanları toprağa aktı. Karnı üstünde süründü, ağzında hep toz tadı vardı.
👏👏👏
YanıtlaSil